İki haftalık hastane sürecinin ardından bugün eve döndüm.
Geçirdiğim kaza sonrasında ameliyat oldum ve önümde en az üç ay ayağımın üzerine basamayacağım bir iyileşme dönemi var. Bu süreç, günlük hayatın ve çalışma düzeninin kısa sürede ne kadar değişebileceğini görmem açısından farklı bir deneyim oldu.
Aynı zamanda mesleki hayatımızda sıklıkla kullandığımız bir kavram üzerinde yeniden düşünmeme neden oldu:
Dayanıklılık (resilience).
Siber güvenlikte dayanıklılığı yalnızca bir saldırıyı engelleyebilme kapasitesi olarak değerlendiremeyiz. Risklerin tamamını ortadan kaldırmak mümkün olmadığı için asıl mesele; beklenmeyen bir durum gerçekleştiğinde kritik faaliyetleri sürdürebilmek, değişen koşullara uyum sağlayabilmek ve kontrollü biçimde normal işleyişe dönebilmektir.
Bunun için yalnızca güçlü güvenlik kontrollerine değil;
- Doğru önceliklendirmeye,
- Alternatif çalışma yöntemlerine,
- Net sorumluluklara
- Ve gerçekçi kurtarma planlarına ihtiyaç vardır.
Son iki haftada kişisel olarak deneyimlediğim durum da bana bu yaklaşımın yalnızca teknoloji ve kurumlar için geçerli olmadığını düşündürdü.
Mevcut koşulları değiştiremiyorum. Ancak önümüzdeki dönemin çalışma biçimini bu koşullara göre yeniden planlayabilirim.
Bu nedenle iyileşme sürecinde sağlık gerekliliklerini önceliklendirirken;
- Çalışma,
- Araştırma,
- Ve siber güvenlik alanındaki üretimimi de yeni şartlara uygun biçimde sürdüreceğim.
Yaşadığım süreçten çıkardığım en önemli sonuçlardan biri şu oldu:
Dayanıklılık, planın hiçbir zaman bozulmaması değildir. Plan bozulduğunda kritik olanı sürdürebilecek kapasiteye sahip olmaktır. Hem bireyler hem de kurumlar açısından.